26 Temmuz günü, Kadın Milli Voleybol takımımız Brezilya’yı harika bir oyunla 3-1 mağlup ederek, ikinci kez Milletler Ligi şampiyonu oldu. Bize yine memleketin tüm derdini tasasını unutturdu. Oturduğumuz yerden sevinç çığlıkları attırdı, gururlandırdı, bu ülkenin gençlerine ve geleceğine dair inancımızı, umudumuzu artırdı. Şampiyonluk sevinciyle sosyal medyayı tararken karşıma, Erkek Milli Futbol takımımızın Dünya Kupası’nda iki maç oynayarak elenirken, kadın voleybol takımımızın başarılarına vurgu yapan bir video editi çıktı. Editte kullanılan şarkı, Manifest’in “Daha İyi” adlı parçasıydı. Yaşları 8’den başlayan ve 20’lere uzanan Manifest hayranı kızlar sayesinde “Daha İyi”şarkısını duymayan kalmamıştır, diye düşünüyorum.
Videoda, "Kaybettin bu dönüşle, şimdi ne kaldı elinde? Sensiz daha iyi..." sözleri eşliğinde Erkek Milli Futbol takımınıneleniş görüntüleri yer alırken; "Batırdığın güneş yine bi' gün doğabilir... Ben parlarken senin ışığın sönecek." dizeleriyle Filenin Sultanları'nın tarihi zaferleri peş peşe ekrana geliyordu. Evet, şarkı sözleri manidar ve “Cuk” yerine oturuyor. Benim zihnim ise “Daha İyi” kavramını ve nedenlerini sorgulamaya başlıyor. Futbol voleybol karşılaştırmasına gelmeden önce “Daha İyi” ile kurduğumuz problemli ilişkiyi düşünüyorum. Daha iyilerin cezalandırıldığı, ayaklarından tutulup dibe çekildiği bir ülkede yaşadığımızı...
Bu konuda sayısız örnek verebiliriz ama hadi, şarkının sahibi Manifest'ten başlayalım. Manifest, uzun yıllardır özlediğimiz ölçüde iyi bir pop grubu. Hatta "daha iyi" bile demek yanlış; çünkü bugün Türkiye'de muadilleri yok. Kendi alanlarında "en iyi".
Tam da bu yüzden hedef oldular. Manifest'in 6 Eylül 2025 konserindeki sahne kıyafetleri ve dansları nedeniyle grup hakkında "hayasızca hareketler" ve “teşhircilik” suçlamalarıyla soruşturma açıldı. Haklarında hapis cezası talep edildi; mahkeme ise 3 ay 22 gün hapis cezası verip hükmün açıklanmasını geri bıraktı ve üyeleri 5 yıl denetime tabi tutarak serbest bıraktı. Bakın, tekrar yazıyorum: Tek işleri şarkı söylemek olan, ezber bozan, üreten, risk alan, farklı olmayı göze alan genç kadınlardan oluşan Manifest üyelerini "hayasızca hareketler" nedeniyle hapse göndermek istediler.
Göktaş: Daha iyi olmanın bedeli daha çok alkış yerine tutukluluk oldu
Bir diğer örnek, suya sabuna dokunmayan komedyen abilerine inat politik mizah yapmaktan korkmayan, “Çok Daha İyi” ve ince dokunuşlarla ağlanacak halimize güldüren Deniz Göktaş. Göktaş bildiğiniz üzere,13 milyondan fazla kişinin izlediği stand-up gösterisinde “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama” iddialarıyla tutuklandı; dün tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi. İyi yazdığı, düşündürdüğü ve güldürdüğü için milyonlara ulaşan bir komedyen bugün demir parmaklıklar ardında. Oysa "Daha iyi" olmanın bedeli daha çok alkış olmalıydı.
Aklıma Deniz Göktaş’ın futbol taraftarları ile ilgili yaptığı espriler geliyor, kendi kendime kahkaha atıyorum. “Futbol taraftarları futboldan uzaklaşırsa, o enerjiyle günlük hayata dahil olurlarsa bunun vebalini kimse ödeyemez,” diyor, Deniz. Sonra da ekliyor; “Yazın Süper Lig tatildeyken, futbol taraftarları voleybola sardı. Sigara tiryakilerinin sakız çiğnemesi gibi... Adrenalin ihtiyacından... Hiçbir kuralı da öğrenemiyorlar. Bir de ofsayt bilmeyen kadınlarla dalga geçerler. O set niye 15’de bitti, bu niye 25’de... Uzun siyah kadını niye full oynatmıyoruz?” Sen bizi çok güldürdün, Deniz. Allah da seni güldürsün. Daha iyi değil, en iyisin. Topluma içinde bulunduğun kuyu tipi cezaevinden ayna tutmaya devam ediyorsun. Tez zamanda oradan çıkacaksın. Tüm kalbimizle buna inanıyoruz.
Sonra dönüp Filenin Sultanları'na bakıyorum. Ya da İlkin Aydın’ın tercih ettiği gibi, Türkiye’nin çağdaş, laik, aydınlık yüzü Atatürk’ün kızlarına... Son yirmi yılda Avrupa'nın zirvesine çıktılar, iki kez Milletler Ligi'ni kazandılar, dünyanın bir numarası oldular, sayısız kupa kaldırdılar. Ama Türkiye’nin “Daha İyi”lerle olan problematik ilişkisinden onlar da nasiplerini aldılar. Başarıları küçümsendi, kıyafetleri tartışıldı, oyuncuları hedef gösterildi, kazandıkları kupalar bile zaman zaman hak ettikleri değeri göremedi.
Bu hafta erkek futbol milli takımını Filenin Sultanları'yla karşılaştırmak istememin nedeni futbolu küçümsemek asla değil. Beni tanıyan herkes, futbolu çok sevdiğimi ve iyi bir futbol taraftarı olduğumu bilir. Tam tersine, aynı ülkenin iki milli takımına bakıp şu soruları sormak istiyorum: Neden daha çok kazananlar, daha az konuşuluyor? Neden daha iyiler, daha az değer görüyor? Neden başarı, bazı sporcular için istisna sayılırken, bazıları için sıradan bir beklentiye dönüşüyor?
Bu hafta 8 maddede Kadın Milli Voleybol takımımızın neden, bir futbol ülkesinde sadece “Daha İyi” değil, “En İyi”olduğunu yazdım. Darısı tüm takımlarımızın ve sporcularımızın başına...
Filenin Sultanları'nın başarısının arkasında, yıllardır aynı hedef doğrultusunda çalışan bir yapı var. 2016’dan beri TVF Başkanlık görevini yürüten Mehmet Akif Üstündağ, oyunculuk, antrenörlük ve yöneticilik geçmişiyle voleybolun içinden gelen bir isim. Onun döneminde Kadın Voleybol Milli Takımımız, iki Voleybol Milletler Ligi şampiyonluğu, bir Avrupa şampiyonluğu, bir Dünya Şampiyonası gümüş madalyası, bir olimpiyat dördüncülüğü elde etti ve tarihinde ilk kez dünya sıralamasının zirvesine çıktı.
Aynı dönemde VakıfBank, Eczacıbaşı ve Fenerbahçe gibi kulüpler sayesinde Vodafone Sultanlar Ligi, dünyanın en güçlü kadın voleybol liglerinden biri hâline geldi; dünyanın en iyi oyuncuları Türkiye'de oynamayı tercih ederken, Türk sporcular da her hafta en üst seviyede rekabet etme fırsatı buldu.
Futbolda ise tablo daha farklı. Son 10 yılda Türkiye Futbol Federasyonu sık sık başkan ve teknik direktör değiştirdi; her yönetim kendi projesini başlattı, ancak uzun vadeli ve sürdürülebilir bir futbol modeli oluşturulamadı. Son 10 yılda erkek futbol milli takımının en büyük başarıları, EURO 2024'te çeyrek finale yükselmek ve 24 yıl sonra Dünya Kupası'na katılmak oldu. Futbolda başarı, yetenekli oyuncularla kısıtlı kaldı. Voleybolda ise başarıyı üreten şey, sadece yetenek değil, yıllardır istikrarla çalışan sistemin kendisi oldu.
Futbola akan para ile voleybola akan parayı kıyaslamak mümkün değil. Yayın gelirlerinden sponsorluklara, tesislerden transfer harcamalarına kadar futbol açık ara en büyük payı alıyor. Buna rağmen voleybol, çok daha sınırlı ekonomik imkânlarla dünya çapında sürdürülebilir bir başarı modeli kurmayı başardı. Yatırım daha sınırlıydı ama o kaynağın nasıl ve hangi önceliklerle kullanılacağına büyük özen gösterildi.
Voleybol Federasyonu, son yıllarda yalnızca milli takıma değil; altyapıya, antrenör eğitimine, Fabrika Voleybol projesine ve sponsorluk ağını büyütmeye de para harcadı. Her başarının geliri, yeni bir yatırıma dönüştürüldü; her sponsorluk yeniden sisteme kazandırıldı. Bugün Adidas'tan Mercedes-Benz'e, Vodafone'dan OPET'e kadar birçok marka Türk voleyboluna uzun vadeli destek veriyor.
Filenin Sultanları'nı farklı kılan yalnızca yetenekleri değil, birbirlerini parlatmaları... Saha içinde ve saha dışında başarı hiçbir zaman tek bir ismin hanesine yazılmıyor. Eda'nın, Vargas’ın, Zehra'nın, Hande’nin ya da Cansu'nunyıldızlaştığı bir maçta ertesi gün bir başkası öne çıkabiliyor. Her oyuncu oyunun kaderini değiştirebiliyor. Bu takımın asıl yıldızı, takımın kendisi.
Futbolda ise yıllardır tam tersi bir durum söz konusu. Daha altyapıdan itibaren oyuncuların omuzlarına "geleceğin yıldızı" olma yükü bindiriliyor. Bir turnuvada Arda Güler'in, bir diğerinde Kenan Yıldız'ın, Hakan Çalhanoğlu'nun ya da başka bir ismin tek başına fark yaratması bekleniyor. Oysa spor tarihi gösteriyor ki, en büyük başarıları en büyük yıldızlar değil, takım olmayı becerebilenler elde ediyor.
Filenin Sultanları'nı farklı kılan sadece sahadaki performansları değil. Bugün millî takımın birçok oyuncusu üniversite mezunu, yabancı dil biliyor, uluslararası kulüplerde oynuyor ve Türkiye'yi dünyanın dört bir yanında başarıyla temsil ediyor. Röportajlarında yalnızca spor değil; eğitim, toplumsal sorumluluk, kadınların başarılı olmasının önemi üzerine de konuşabiliyorlar. Disiplinleriyle, profesyonellikleriyle güçlü rol modeller olarak öne çıkıyorlar.
Başarı sadece madalyayla ölçülmez. Bir ülkenin sporcusuna nasıl davrandığı da en az kazandığı kupalar kadar önemlidir. Erkek futbol milli takımı, 2026 Dünya Kupası'na katılma başarısının ardından çakarlı araçlarla konvoylar eşliğinde karşılandı. Futbolculara Bodrum'da birer villa hediye edileceği açıklandı, ancak sonradan futbolcular bu ödülü kabul etmeyeceklerini duyurdu.
Avrupa Şampiyonluğu yaşayan, dünyanın bir numarasına yükselen, Voleybol Milletler Ligi'ni kazanan takımın sporcuları ise birçok kez ekonomi sınıfında seyahat etmek zorunda kaldı. Bu durum ancak kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine değişmeye başladı. Bugün şartlar iyileşmiş olsa da, hepimizin hafızalarında dünya şampiyonu sporcuların dar koltuklarda saatler süren yolculukları kaldı. Maalesef bu çifte standart, kadın ve erkek sporcularımıza gösterilen değer ve saygı arasındaki farkı da gözler önüne seriyor.
Belki de en büyük talihsizlikleri, çok sık kazanmaları. Her yeni kupa birkaç gün manşet oluyor, ardından hayat normale dönüyor. Avrupa Şampiyonluğu, Voleybol Milletler Ligi Şampiyonluğu, dünya sıralamasında birincilik... Kızlarımızın bu başarıları artık şaşırtmıyor, normal karşılanıyor. Çıtayı o kadar yükselttiler ki, onlardan hep kazanmaları bekleniyor.
Oysa aynı ölçekte bir başarıyı erkek futbol milli takımı elde etseydi, sokaklarda sabahlara kadar kutlamalar yapılır, kornalar çalınır, meydanlar dolup taşar, köprüler bayraklarla donatılır, televizyonlar günlerce aynı görüntüleri yayınlardı.
Kızlarımızın en büyük başarılarından biri de şehirlerden köylere, binlerce kız çocuğuna sadece voleybolu değil, sporu da sevdirmeleri... Onlara hayaller kurdurmaları, özgüven aşılamaları ve hayatta ne yapmak istiyorlarsa onu başarabileceklerini göstermeleri... Dudaklarına sürdükleri rujun renginden, giydikleri eteğin boyuna kadar kadınların her şeyine karışılan bir ülkede, “Yapamazsın” diye büyütülmelerine inat, "Ben de yapabilirim," dedirtmeleri...
Ayrıca, Türkiye'nin dört bir yanında voleybol okullarının sayısı her geçen yıl artıyor ve bu okullara yazılan çocukların sayısı da katlanıyor. Tribünlerde erkek egemen bir spor kültürü varken, bugün kız çocukları Eda'yı, Zehra'yı, Melissa'yı, Ebrar'ı örnek alarak büyüyor. Mahalle aralarında artık sadece erkek çocukları futbol oynamıyor, kız çocukları da voleybol oynuyor. O güçlü kollarıyla rakiplere smaç atmayı küçük yaşta öğreniyorlar.Ve bu Türkiye gibi bir ülkede, her anlamda o kadar önemli ki...
Kadınların iş hayatında, siyasette ve yönetim kademelerinde hâlâ erkeklerle eşit temsil edilemediği; kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin ülkenin en ağır sorunlarından biri olmaya devam ettiği Türkiye'de, milyonlarca insan kadın sporcuların başarılarıyla gurur duyuyor. Tribünlerde, ekran başında ve sosyal medyada erkekler Kadın Milli Voleybol takımımızı alkışlıyor, başarılarını kutluyor ve yalnızca eşit değil, dünyanın en iyileri olduklarını kabul ediyor.
Size tekrar ve tekrar helal olsun, kızlar! Her zaferinizde ataerkil bir toplumun ezberlerini biraz daha bozdunuz, daha eşit ve daha adil bir geleceğin mümkün olduğunu bizlere hatırlattınız. Sizleri çok seviyoruz, sizlerle gurur duyuyoruz, tebrik ediyoruz ve hem bugünümüz, hem de geleceğimiz için sizlere teşekkür ediyoruz.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN |